Sonuçlar açıklandığı andan itibaren kafalar müthiş karıştı. Veliler, çocuklarının puanlarını öğrendi. Kimi SBS puanının düştüğünü, kimi yükseldiğini gördü. Yükseldiğini görenler gıkını çıkarmadı, ama düştüğünü görenler önce okullara, sonra dershanelere koştu. Şimdi, önce puanların niye düşüp, niye yükseldiğini açıklayalım.
Puanları düşenler genellikle sınavda başarılı olan, üst seviyedeki öğrenciler oldu. Yani, bu öğrenciler cezalandırıldı. Puanı yükselenler ise daha az soru yapıp, sınıf puanları yüksek olanlar oldu.
Teknik olarak bu durumu şöyle açıklayabiliriz:
Yıl sonu başarı puanının katkı payı nedeni ile SBS’de tam yapan öğrencilerin SP’nı (Sınıf Puanı) düşerken, SBS’den düşük puan alan öğrencilerin SP’nı yükseliyor. Bu durum puanı düşen öğrencilerde haksızlığa uğradıkları duygusu uyandırıyor. Örneğin;
SBS puanı 500 olan öğrencinin SP’nı 490’a düşüyor.
SBS puanı 474 olan öğrencinin SP’nı 461’e düşüyor.
SBS puanı 406 olan öğrencinin SP’nı 431’e yükseliyor.
SBS puanı 373 olan öğrencinin SP’nı 405’e yükseliyor.
Ayrıca 2008 OKS’nin kolay olması nedeni ile Anadolu Liselerinin puanlarının çok yükselmiş olması (örneğin Galatasaray ve İstanbul Lisesi’ne sadece 1 yanlışı olan öğrencilerin girebilmesi) puanı düşen öğrencileri daha fazla üzerken, SP’nı yüksek olan öğrencilerin de tedirgin olmasına neden oldu. Davranış puanı nedeniyle SP’nı düşen öğrenciler ise öğretim yılı boyunca eksiklikleriyle ilgili herhangi bir uyarı almadıklarını, bu nedenle de eksik puan almalarının haksızlık olduğunu düşünüyorlar. Bu karışıklığın nedeni ise sınıf puanının oluşum değerleri.
Sınıf puanının yüzde 70’i SBS’den (Seviye Belirleme Sınavı) en çok 350 puan, yüzde 25’i YBP’den (Yıl Sonu Başarı Puanı) en çok 125 puan, yüzde 5’i de DP’den (Davranış Puanı) en çok 25 puandan oluşuyor.
Bu durum, aynı YBP’ye ve DP’ye sahip öğrencilerden SBS’de yüksek puan alanın SP’nın düşmesine, düşük puan alan öğrencilerin SP’larının yükselmesine neden oluyor.
Örneğin; YBP’nı 90.59 (100 üzerinden), DP’si 100 olan ve SBS’de farklı puan alan 7 öğrencinin puanındaki değişimi inceleyelim. Bu öğrencilerin tümü YBP’nından eşit 113.237, DP’nından eşit 25, toplam 138.235 ek puan alıyor.
Öğrencilerin alacağı Yılsonu Başarı Puanı, aynı okuldaki sınıftan sınıfa, okuldan okula, semtten semte, bölgeden bölgeye göre değişken ve belirli bir standarta bağlı olmayacağından özellikle, herkese eşit ve standartı olan SBS’de çok başarılı olan öğrencilerin haksızlığa uğramasına neden oluyor. Yüksek Yılsonu Başarı Puanına sahip öğrencileri ise SBS’de düşük başarı gösterseler de ödüllendiriyor.
8’inci sınıfın sonunda ortaöğretime yerleştirme yapılırken üç yılın katkıları ile oluşacak Ortaöğretime Yöneltme Puanına göre sıralama yapılacağından ve bu sıralamada bir puan bile değerli olacağından sistemdeki haksızlığı gidermenin yolunun şimdiden bulunması bir zorunluluk artık.
Şöyle düşünün. Bir çocuğunuz var. 6’ncı sınıfa gidiyor. Okulda başarılı bir öğrenci. Milli Eğitim Bakanlığı’nın birden uygulamaya koyduğu SBS’ye çok iyi hazırlanıyor. Sınıfının da, dershanesinin de derece yapacağı gözüyle baktığı biri. Ama, sınav yaklaşırken, aniden hastalanıyor, hastaneye kaldırılıyor, ciddi sorunlar yaşıyor. Yani, sınavı kaçırıyor. Ne yaparsınız, ne düşünürsünüz?
İşte, Ecem’in başına gelenler de tam da böyle.
Ecem Dilber, Bahçelievler Kumport İlköğretim Okulu 6’ncı sınıf öğrencisi. Okulunda sınıf başkanı. Sınava bir hafta kala yüksek ateş, boğaz ve kulak ağrısı ile hastane hastane dolaşıyor. Önce üst solunum yolu enfeksiyonu teşhisi konuyor. Ama, ateşi 40’ı geçip, tansiyonu 15’i bulunca aile ne yapacağını şaşırıyor. Apar topar Amerikan Hastanesi’ne kaldırılıyor. Doktoru muayene ediyor. Teşhis, halk arasında bilinen öpücük hastalığı. Bulaşıcı olduğu için odasına kimse kabul edilmiyor. Ecem’in herkesle ilişkisi kesiliyor. Bir hafta yüksek ateşle boğuşuyor, serumla besleniyor, halüsinasyonlar görüyor. Yanına kimse yaklaştırılamıyor. Hatta karnesini bile alamıyor. Sınav günü gelip çattığında Ecem bir yıldır çalıştığı çabaladığı sınav için doktorundan izin istiyor. Ama, bulaşıcı bir hastalık olduğu için hastane dışına çıkarılamıyor. Hastanede yattığına, hastalığına dair rapor hazırlıyor. Ama, Ecem için çok geç oluyor.
SBS sonuçları açıklandığında Ecem’in sonuçlarına bakılıyor. Dershanede 450 puanın altına düşmeyen öğrenciye Milli Eğitim Bakanlığı sınava girmediği için Türkiye’de en düşük puanı alan öğrencinin puanı olan 100 puanı veriyor. Ecem, günlerce ağlıyor.
Anne Sibel Dilber, Milli Eğitim Bakanlığı’na durumu anlatan bir rapor gönderiyor. Kızının yaşadıklarını, bu durumun telafi edilip edilmeyeceğini soruyor. Yanıt alamıyor. Bir yetkili de karşısına çıkıp bu duruma açıklık getiremiyor. Kim bilir Ecem gibi kaç çocuk vardır. Son dakika hastalanan, kaza geçiren, yakınını kaybeden.
Aile de, Ecem de çok üzülüyor. Bir virüsün geleceğini bu kadar etkileyeceğini öğreniyor. Anne Sibel Dilber, Milli Eğitim Bakanlığı’ndan bu durumdaki çocuklar için bir şey yapılmasını, bir hak daha tanınmasını istiyor.
Bakanlık, sorun değil, çözüm üretme yeri olmalı. Bunun gibi öğrencilere çözüm bulmalı.
Rektör atamaları
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 5 Ağustos akşamı görev süresi dolan 21 üniverseteye YÖK’ün gönderdiği listeye göre atama yaptı. Bu üniversitelerdeki eğilim oylamasına 12 üniversite de uydu, 9’u kendi istediğini atadı. İTÜ, Yıldız Teknik, Dicle, Cumhuriyet, Gazi, İzmir Dokuz Eylül, 19 Mayıs, Uludağ ve Akdeniz Üniversitesi’nde daha az oy alan adaylar rektör olarak seçildi.
Daha önceki cumhurbaşkanları döneminde de daha az oy alan adayların seçildiği oldu, ama bu kadar farklarla öne geçenlere rastlanmadı. Üstelik, cumhurbaşkanının bu kararından sonra başta İTÜ olmak üzere Gazi Üniversitesi ve diğer kurumlarda da istifalar oldu.
Benim dikkatimi çeken Yıldız Teknik, İTÜ, Akdeniz Üniversitesi gibi kurumlarda daha önce rektörlük yapan ve ikinci dönem de arkadaşlarının büyük beğenisini kazandığı için tekrar en yüksek oyu alan adaylara cumhurbaşkanı ne gibi sakınca gördü ki, kırmızı kart gösterdi.
Merak ediyorum. Adaylar sakıncalı ise daha önce nasıl atandı? Yok sakıncalı değilse, ikinci dönemde mi sakıncalı oldu da cumhurbaşkanı tarafından atanmıyor.
Bu tür soruların önüne geçmek için bir açıklama yapılmalı, kamuoyunda oluşan gerginlik sona erdirilmelidir. Dahası TÜSİAD’ın dediği gibi eğitim siyasetin müdahale alanından çıkarılmalı.