Sınav Salonu Kamu Kurumları Ders Notları Haberler Anketler Kitap - Yayınevi Forumlar İlanlar Dosya İndir Araçlar İletişim Tarihçe

Kullanıcı

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol

 KARİZMATİK LİDER DEVRİ KAPANDI!

 6.7.2008

Philip Morris Sabancı'nın genel müdürü Turhan Talu, deneyimlerini aktarmayı görev edinmiş, farklılığı ve yaratıcılığı destekleyerek ekibini geliştiren, iş hayatında limitleri sevmeyen bir lider.
"Karizmatik liderlerin devri çoktan kapandı"

Philip Morris Sabancı'nın genel müdürü Turhan Talu, deneyimlerini aktarmayı görev edinmiş, farklılığı ve yaratıcılığı destekleyerek ekibini geliştiren, iş hayatında limitleri sevmeyen bir lider.

'Şirketin neresinde işe başladığınız çok önemli. Çalıştığınız bölüm ve kişi sizin kariyerinizde belirleyici rol oynuyor. Ya hızlı ilerliyorsunuz ya da uzun zaman keşfedilmeyi bekliyorsunuz'

Philip Morris Sabancı'nın genel müdürü Turhan Talu, üniversiteyi kazandığı gün hedefini koymuş: İşinde dünya çapında en iyilerden biri olmak. Bunu gerçekleştirebilmek için de kendine sunulandan daha fazlasını istemiş, kimsenin sınırlarını daraltmasına izin vermemiş. Görüşmemiz esnasında da bize günümüz iş dünyasında kurumsal yapılarda kazananlar arasında olmak için, kalabalığın arasında silinip gitmemek için nelere dikkat edilmesi gerektiğini uzun uzun anlattı. Danışman Sinan Yaman'dan alıntıladığı örnekle devam edelim biz de: "Araştırmacılar, vücuduna oranla en yükseğe sıçrama yeteneğine sahip canlı olan pireyi bir kaba koyuyorlar. Maksimum sıçrama yüksekliğinin yüzde 60'ına görünmez bir engel koyuyorlar. Pire sıçrayınca engele çarpıyor. Üçüncü seferden sonra araştırmacılar levhayı kaldırsa da daha fazla sıçramıyor. Örgütler de elemanlarına limit koyuyor. Eğer bunu kapasitelerinin çok altına koyarsa, çalışanlar yetkinliklerin büyük kısmını kullanamıyor."

Küçükken ne olmayı hayal ederdiniz?
Ben mühendis olacağımı düşünüyordum. Üniversite imtihanında işletmeyi kazanınca ikinci kere girdim. Aynı puanla, yine Ege Üniversitesi İşletme Fakültesi'ni kazanınca kendi kendime "Demek ki yeteneklerim bu bölüme uyuyormuş, o halde bu konuda dünyada en iyi ilk 10 isimden biri olacağım" dedim.

Ve kendinize genç yaşta bir hedef belirlediniz.
Biliyorsunuz hedef koymak önemli değil, gereklerini yerine getirmek lazım. Ben de gerekleri yerine getirdim. Babamı burada rahmetle anıyorum, çocukluğumda herkes yazlıkta denize girerken beni iki saat İngilizce kitap okumaya mecbur ederdi. Ama İngilizcem sayesinde, üniversitedeyken Amerikan Kültür Derneği'nin kütüphanesindeki tüm ekonomi ve pazarlama kitaplarını okumuştum. ODTÜ'deki MBA dönemimde ve iş hayatına ilk girişimde o kütüphanede okuduğum kitaplarla kariyerimin önü açıldı.

ODTÜ'de MBA nasıl bir deneyimdi?
1974'te üniversiteden mezun olduğumda okumaya devam etmem gerektiğine karar verdim. Dış kaynakları devamlı takip ediyor, işletmenin gelişmekte olan bir alan olduğunu görüyordum. Ege Üniversitesi'nden o güne kadar kimse ODTÜ'ye MBA yapmak için başvurmamıştı. O yaz sıkı çalıştım ve MBA imtihanını kazandım. ODTÜ'de geçirdiğim o 18 ay, hayatımın dönüm noktasıydı. Bir ara akademik kariyer yapmayı dahi düşündüm. Öğretmeyi severim. Neredeyse Bilkent Üniversitesi'ne öğretim görevlisi olarak geçiyordum

Neden vazgeçtiniz?
Beni çağıran hocalarım vazgeçip ABD'ye gittiler. Tam o dönemde ben de İzmir'de Henkel'in kurmuş olduğu Turyağ'ın eleman aradığını duydum. 1975 yılında, soğuk bir kış günü Ankara'dan İzmir'e iş görüşmesine geldim. Aslında burada çalışmayı hiç düşünmüyordum. Hayalimde İstanbul'a gelmek vardı. Turyağ'ın İzmir'deki ofisinde pazarlama başkan yardımcısı Refik Hammaş'la hayatımda hiç unutamayacağım altı saatlik bir iş görüşmesi yaptık.

Yorucu ve zor bir iş görüşmesi olmuş.
Aslında çok keyifliydi. Hem anlatıyordum hem de öğreniyordum. Altı saatin sonunda, tam mülâkat bitmiş el sıkışacağız, "Bir dakika, sana bir soru soracağım" dedi Refik Bey. Döndü, arkasındaki kitaplıktan Philip Kotler'in çok önceden okuduğum "Pazarlamaya Giriş" kitabını aldı. Açtı "USP nedir?" dedi. Çok iyi bildiğim bir konuydu, anlattım. Bu tabii büyük şanstı. Hemen el sıkıştık.

Ne kadar çalıştınız Henkel'de?
Orada çok iyi bir ekiple üç sene ürün müdürlüğü asistanlığı yaptım, sonra ürün müdürü olup Almanya'ya, şirketin genel merkezine gönderildim. İki yıl Almanya'daki iç pazarda çalışım.

Türkiye'ye dönüşünüz nasıl oldu?
1980'de 12 Eylül'den bir hafta sonra Türkiye'ye döndüm. O zor dönemlerde hammadde kıtlığından dolayı ürün arzı yoktu, satıcı piyasasıydı. 12 Eylül'den sonra kapasite kullanımı arttı, her şey bir anda değişti. Ben buraya pazarlama müdürü olarak döndüm. Sonra Marmara Bölgesi satış müdürü oldum. 1982 yılında Yayla margarinini piyasaya sürmüş, büyük başarı kazanmıştık.

Philip Morris'le nasıl tanıştınız?
Ben iş aramıyordum. Bir gün Philip Morris'ten Amerikalı yöneticiler, Turyağ'ın ofisine, kiraladıkları 56 model siyah bir Dodge dolmuşla geldiler. Marlboro, Türkiye'ye girerse dağıtımını nasıl bir modelle yapacaklarını araştırırken bizim Yayla'nın başarısını ve benim ismimi duymuşlar. Bana satın alma yöneticiliğini teklif ettiler. Ben satış ve pazarlamayı bana bağlamalarını önerdim. Sonra da onları pazarlamanın Türkiye'den yapılması gerektiğine ikna ettim. '86'nın Mayıs ayında yedi kişiyle başladık. Şu anda, distribütör kanalını da saydığınızda aşağı yukarı üç bin kişilik bir ekibiz.

Kariyerinizde size yol gösteren biri oldu mu?
İlk yıllar inanılmaz bir tempoyla çalışıyorduk. O dönem Philip Morris'in genel müdürü ve dostum Mark Duerst, bana koçluk yaptı. İş başındayken bana hareket kabiliyeti tanıyordu. Bu sayede kısa zamanda olağanüstü işler çıkardık. Hacimlerimiz yüzde 300 artıyordu.

Philip Morris'in fark yaratan özellikleri nelerdir?
Elimizde kendi kategorisinde standart yaratmış bir ürün, Marlboro var. Reklam yasaklarına rağmen marka değeri 34 milyar dolar olarak hesap ediliyor. Bu ürün farkımızdır. İkinci olarak organizasyon yapımızla fark yaratıyoruz. Herkese eşit mesafede davranan, kişilerin gelişimine önem veren ve bunun için imkânlar sunan bir iç dinamiğimiz var.

Gelişen teknoloji size nasıl yansıyor?
Bilgi kuvvettir, büyük güçtür. Bilgiye ulaşmadaki hız da çok önemlidir. Philip Morris'te tüm çalışanlara modern araç ve gereçler, ofis donanımları sunuluyor. 160 bin satış noktasına el bilgisayarlarıyla satış yapılıyor. Türkiye'de bu teknolojiyi kullanan öncü şirketiz. Araç takip sistemleriyle araçlarımızı takip etmekteyiz.

Liderle yöneticiyi ayıran kesin çizgiler nelerdir?
Vizyoner, karizmatik lider devri kapandı. "Hadi aslanlar, gidiyoruz" diyen lideri elemanlar da istemiyor artık. Bugünkü lider vizyoner ve bilgi sahibi olmalı, etraftaki fazla bilgiyi süzüp odak noktasını yakalayabilmeli. Anında strateji üretip hızlı bir şekilde uygulayacak aksiyon planını kurmalı, bu planı örgütüne benimsetebilmeli.

İyi bir çalışan nasıl olmalı?
Günümüz iş dünyasında farklılığı anlayan ve farkı yaratan eleman değerli. Ben de bu tip elemanlarla çalışmaya dikkat ediyorum. Doğal olarak bir örgütte bu elemanlardan bin tane olamaz ama kutunu dışında düşünüp o kutuyu zorlayan eleman sayısının artması, şirketin başarısında birebir etkilidir. Yaratıcıyla uygulayıcı arasında fark vardır. Herkes kendi departmanında farklılığı görüp işine yansıttığında kariyerinde önü açılır.

Başarının formülü bu mudur?
Sadece bu değil. Bir kere işleyişi sorgulamalı. Şirket kültürü, neyin nasıl yapılacağını dikte ettirir, limitler koyar. Yeni gelen biri toplantıda bir iki yorum yapar, hemen susturulur. O da "Bu şirkette iş yapış şekli buymuş demek" der ve sıçramaz. Ben Philip Morris'te o görünmez engelleri kaldırmaya çalışıyorum ki, çalışanlar sıçrayabildikleri maksimum yüksekliğe sıçrayabilsin. Toplantılarda sorgulayan, fikrini açıkça söyleyenin ilerleme şansı daha fazladır. Bir düşünün 1600 kişi çalışanım var, bir toplantıda herkes susarsa ben nasıl anlayacağım kim ne yapabileceğini? Bu yüzden iş yapış şekillerini sorgulamak, şirketin dikte ettirdiği kutunun dışına çıkıp içeri bakabilmek önemlidir.

Başka nelere dikkat edilmeli iş dünyasında?
İnandığınız şeyin arkasında durmanız lazım. En ufak bir baskıda söylediğinizden dönüp başka yola sapmak olmaz. Şirketin neresinde işe başladığınız da çok önemli. Çalıştığınız bölüm ve kişi sizin kariyerinizde belirleyici rol oynuyor. Ya hızlı ilerliyorsunuz ya da uzun zaman keşfedilmeyi bekliyorsunuz. Dünyadaki dış ve çevresel dinamikler o kadar değişken ki, bu büyüklükteki şirketlerde tepe yönetici olmak için kariyerinizin ön safhalarında mümkün olduğunca fazla istasyon dolaşmalısınız.

Emeklilik için bir planınız var mı?
Değişik tipte liderlerle, farklı pazarlarda çalıştım. Kazanımlarımı arada bir çalışma arkadaşlarıma aktarmaya çalışıyorum. 56 yaşındayım, sağlığım el verdikçe çalışmaya devam etmeyi düşünüyorum. Ancak gençlere yer açmak da lazım. Bugün Philip Morris'te gençleşme trendi var. Emeklilik dönemimde ise bir eğitim kurumunda ders vermek isterim.

Zeynep Yosun AKVERDİ

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.
Yorumlar Yorum eklemek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.
Bu konuda yorum yapılmamış
Yorum eklemek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.





Word'da gör İndir Arkadaşına öner Yazdır RSS Sitene Ekle
Tüm haklar saklıdır © KPSS.com.tr 2007
Ücretsiz eğitim kaynaklarına ayrılan diğer alan adları: www.kpss.com.tr , www.kpsscomtr.com , www.kamusinavi.com , www.kpss-com-tr.com