Karl Marx "insanlar sadece çözebilecekleri meseleleri mesele ederler" demiş.Sanırım, "meseleler" ile "insan" arasındaki ilişki üç şekilde tezahür ediyor:
1) Bazı insanlar önüne gelen her türlü meseleyi çözmeye çalışırlar.
2) Bazı insanlar değil meseleleri çözmek, bizzat mesele yaratmak için yaratılmışlardır.
3) Bazı insanlar da dünyaya ne mesele yaratmak, ne de mesele çözmek için gelmişlerdir. Onlar hayatı sadece seyrederler.
Birinci kategoriye giren insanların hayatı zorluk içinde geçer ama onlar hep başat insan olurlar. Stresli ancak dolu dolu yaşarlar. Genellikle pozitif enerji üretirler.
İkinci kategoriye giren insanlar kendilerini hep başkalarına taşıttıkları için sanki keyifli bir hayat sürüyorlarmış gibi görünürler. Ancak, hep negatif enerji ürettikleri için insanlar onlardan kaçar. Onlara rast geldiklerinde adeta yollarını değiştirmek isterler. Ancak, bu kategorideki insanlar hep dikkat çekerler.
Üçüncü kategorideki insanların ise varlıklarının adeta farkında değilsinizdir. İnsana, "olsalar da olur, olmasalar da olur", duygusu verirler.
*** ***
Ne demek istediğimi bir örnekle anlatayım:
Allah esirgesin, bir kaza anını düşünün, yaralı yerde yatıyor.
Hemen etrafına insanlar üşüşür.
Çoğunluk sadece ve sadece olayı seyreder.
Birkaçı sadece ve sadece etrafı velveleye verirler. "Neden ambulans gelmedi, devlet nerede, göz göre göre adam ölüyor!", diye bağırırlar.
Bir veya en fazla iki kişi soğukkanlı bir şekilde yaralıya ilk yardım yapar, moral verir, sessizce ambulans çağırır.
*** ***
Ben Türkiye gibi ülkelerin kültürel olarak birinci kategoride insan üretemediklerini düşünüyorum.
Aileden başlayarak üniversiteye kadar verilen eğitim "mesele çözmek" için hiçbir ipucu vermiyor.
Tersine, ya boş yaygara koparmanın dayanılmaz tadını öğrenerek, ya da her koşul ve şart altında ses çıkarmamanın, varlığını belli ederek "potansiyel tehdit algılaması" içine girmemenin erdemine inanarak yetişiyoruz.
Aramızda çok ama çok az insan el yordamı ile veya Allah’ın ona bahşettiği erdemlerle mesele çözücü olarak hayata atılıyor.
*** ***
Ya yaygara koparan, ya da kenardan hayatı seyreden insanlar kendileri, aileleri ve nihayet ülkeleri için kaçınılmaz olarak bir tek yol seçerler.
Edilgen olmak!
Ne kadar bağırırsanız bağırın, eğer çözüm üretmiyorsanız, birileri sizin için çözüm üretir ve siz yavaş yavaş onun yönetimi altına girersiniz.
Kenarda duranlar veya hiçbir fayda üretmeden sadece mesele üretenler farkında olmadan bir süre sonra çok özel bir erdemlerini başkalarına devrederler.
İkinci ve üçüncü kategoride yer alan insanlar, özellikle ikinci kategoridekiler ne kadar yaygaracı olurlarsa olsunlar, eninde sonunda "düşünmeyi" birinci kategoride insanlara teslim ederler.
Yavaş yavaş, belki de farkında olmadan esasında çoğunluk olan kitle; birinci kategorideki azınlık olan insanlar hakkında "nasılsa onlar var, nasılsa onlar düşünüyor, analiz yapıyor, çözüm üretiyor ve uyguluyorlar" diye düşünerek "mesele çözmeyi" tamamen onlara bırakır.
Peki birinci kategoride yer alan "mesele çözücüler" bir ömür boyu sadece başkaları için mi yaşarlar?
Asla!
Onlar, diğerlerinin teslimiyet duygusunu çözdükten sonra, "meseleleri" yavaş yavaş kendilerine yontmaya başlarlar.
Bal tutan parmak yalar, prensibine sığınırlar.
Bunu da abartmadan yaparlar ki, fazla dikkat çekip göze batmasınlar!
Bazıları hayatı sadece seyrederler. Bazıları sadece mesele yaratırlar. Bazıları da hep mesele çözerler.
Varlıklarının en fazla farkında olanlar da mesele çözenlerdir.
*** ***
Yalnız başınıza bir odada ayna karşısında kendinize sorun:
"Ben hangi kategoriye giriyorum?"
Sorunun doğru ve namuslu cevabı yaşam kalitenizi belirleyecek!