|
|
|
| "GETİR GEREĞİNİ YAPALIM" |
24.6.2009 |
 CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, iktidara, ''Askeri darbeyle ilgili hukuki takibat, hesaplaşma, Türkiye'yi askeri darbe arayışına sürükleyen ortamı tasfiye etme arayışı içindeysen, getir gereğini yapalım'' çağrısında bulundu.
|
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, iktidara, ''Askeri darbeyle ilgili hukuki takibat, hesaplaşma, Türkiye'yi askeri darbe arayışına sürükleyen ortamı tasfiye etme arayışı içindeysen, getir gereğini yapalım'' çağrısında bulundu. Baykal, Partisinin TBMM grubunda, yaptığı konuşmada, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, ''Merak etmeyin ,gerçek ortaya çıkar, gerçekler gizlenemez'' diyerek, tesellide bulunduğunu söyledi. Baykal, gerçeklerin gizlenemeyeceğini, ancak bu gerçeklerin bir an önce ortaya çıkmasını istediklerini ifade etti. CHP Genel Başkanı Baykal, bu olayın iki olası gelişmesinin, Türkiye'yi derinden, ciddi şekilde etkileyeceğini belirterek, ''Eğer TSK içinde birileri, Genelkurmayın bilgisi, talimatı dışında, ondan tamamen kopuk olarak, en kritik yerlerde görev yapan Genelkurmayın ilk takımının bazı parçaları, Genelkurmayın anlayışının dışında bir örgütlenme, çalışma içindeyseler, bu çok vahim bir tablodur'' diye konuştu. Bunun, ''Her yerde olur'' diyerek geçiştirilemeyeceğini dile getiren Baykal, böyle bir durum varsa, bir an önce bütün ayrıntılarıyla ortaya çıkması gerektiğini vurguladı. ''Bu, Silahlı Kuvvetlerin örgütsel bütünlüğünü, bir kurum olarak işler anlayışını yer yer kaybetmiş olduğunu bize gösterir'' diyen Baykal, bunun da vahim bir tablo olduğunu kaydetti. ''VAH TÜRKİYEM, VAH...'' Baykal, Silahlı Kuvvetlerin, bütün birimleriyle disiplin, hiyerarşi içinde, Anayasaya, hukuka, demokrasiye saygılı bir anlayışta, Genelkurmay Başkanı'nın ifade ettiği düşünceler doğrultusunda, etkin bir çalışma yapan kurum kimliğindeyse, bu ithamın nereden geldiğini, ithamı kimin, ne cüretle, amaçla, nasıl yapabildiğini sordu. Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Nerelerden güç alıyor, ona, bunu yapma imkanını kimler sağladı? Nasıl böyle etkin olabilmiştir? Bunun belgeleri, nasıl Emniyetin, yargının zirvelerinde, muteber belgeler halinde dolaşma fırsatını elde edebildi? Öbür ihtimal vahimdir; bu daha da vahimdir. Demek ki biz Türkiye'de, Silahlı Kuvvetlerimize karşı böyle tertipleri, devlet imkanlarını kullanarak, devlet gücünü değerlendirerek, devlet otoritesini yer yer bu amaca hizmet edecek şekilde kullanabilecek, faaliyet gösterebilecek noktadayız. Vah Türkiyem, vah... O mu bu mu? 'O da bu da bizi üzecek...' Ne yapalım, unutalım mı? Unutursak, bir süre sonra ne olacak? Buraya nasıl geldik zaten? Hangi görmemezlikten, aldırmamazlıklarla, geçiştirmelerle buraya geldik? Şimdi sergileyeceğimiz aldırmamazlıklar, görmemezlikten gelmeler, ihmallerle acaba nereye gideceğimizi zannediyoruz? Her iki ihtimalde de nereye gideceğimizi zannediyoruz? Silahlı Kuvvetler bütünlüğünü kaybetmiş, içinde cuntalar cirit atar hale gelmişse nereye gideceğimizi zannediyoruz? Silahlı Kuvvetlerimiz, birlik ve bütünlük içinde, hukukun içinde, Anayasanın içinde, disiplin içinde olduğu halde Silahlı Kuvvetlerine karşı bu tertipleri, devletin en önemli kurumları, serbestçe sahneye koyabiliyorsa, onların bu gücünü, bu niyetlerini, faaliyetlerini görmezlikten gelerek, acaba yarın Türkiye'yi nereye götüreceğimizi zannediyoruz? Türkiye'nin sorumluluk duygusu ve cesarete ihtiyacı var.'' TÜRKİYE'NİN 3 KRONİK SORUNU
CHP Genel Başkanı Baykal, bu olayların, Türkiye'nin bir süredir içine girdiği olağan dışı sürecin parçası olarak ortaya çıktığını, bu sürecin içinde yaşanan en temel konulardan birinin ise Ergenekon olduğunu söyledi. Türkiye'nin üç kronik sorunu bulunduğunu ifade eden Baykal, bunları, ''mafyalaşma, terörle mücadelenin hukuk dışına kayması, askeri darbeye yönelik örgütlenmelerin, çalışmaların zaman zaman su yüzeyine çıkması, kapalı kapılar ardında yürütülmesi ya da uygulamaya konulması'' şeklinde sıraladı. Baykal, Türkiye'nin 12 Eylül askeri müdahalesi yaşadığını anımsatarak, toplumun, askeri müdahalelerle hesaplaşma ihtiyacı hissetmesi durumunda, Yunanistan'da olduğu gibi, bunun gereğini yaptığını kaydetti. ''Eğer, Türkiye'de 12 Eylül ile ilgili bir hesaplaşmayı, siyasi iktidar, gerekli, yararlı, doğru buluyorsa, elini tutan mı var?'' diye soran Baykal, şöyle konuştu: ''Onun gereğini yaparsın. 'Anayasanın 15. maddesi var.' Değiştirme ihtiyacındaysan, getirirsin, değiştiririz. 'Artık geçmişi kurcalamayalım' diyorsan, onu da bilelim. 'Bunu kaşımakta yarar yok, bitti' diyorsan, bunun senin demokrasi ve darbelerle mücadele anlayışına getireceği kısıtlamayı, sınırları da o zaman içine sindir, kabul et. '12 Eylül'ü bıraktık, ondan sonrakilerle meşgulüz' diyorsan, onları da getir, takip edelim. 'Hazırlandı, uygulanmadı, anılar yayınlandı, kendi aralarında konuştular, yaptılar, suç' diyorsan, onu da inceleyelim. Askeri darbeyle ilgili hukuki takibat, bir hesaplaşma, Türkiye'yi bir askeri darbe arayışına sürükleyen ortamı tasfiye etme arayışı içindeysen, getir onun da gereğini yapalım. O konuda da bir sıkıntı yok. Şimdi ne yapılıyor: Bu üç kronik sorun, bir kazana atılıyor. O kazanın içine bir de bugüne kadar bize muhalefet etmiş, intikam almak istediğimiz, düşünceleri bize ters gelen, haddini bildirmek istediğimiz ne kadar insan, çevre varsa, tümünü derle topla, üçünü attığın kazana bunları da at. Bunlara ne diyeceksin, darbe desen, darbeye ilişik olanı var, olmayanı var, mafyalaşma desen, tümünü tarif etmen mümkün değil. Terörle mücadelede hatalar desen, değil. 'Bunları yeni bir kavram etrafında, şemsiye etrafında toplayalım, bu şemsiye de Ergenekon'dur' diyelim. Ergenekon dediğimiz kazanın içine, darbesini, mafyalaşmasını, terörle mücadeledeki yanlışlıkları da koyalım. Hatta 'bunlar PKK, Hizbullah ile işbirliği yaptılar' diye yaftalayalım. Tümünden 2 bin 500 sayfalık iddianameyle, 'Ergenekon' diye hesap soralım. Anlayış bu. Bunlar arasında organik bağlantı kurmak mümkün değildir, kurulamamıştır. Bunların bir tek merkezi otorite içinde ortaya çıktıkları, işbirliği yaptıkları, kanıtlanamamıştır, kanıtlanamaz. Bir teşkilat kurmuşlar, kim kurmuş, ne zaman kurmuş? Bu soruların cevabı yok. Sadece bir kabul, genel hamur yoğurma, işin içine her şeyi sokma hevesi var.'' ''BU HAKİMİN ALDIĞI KARARA NE DERSİN?" Baykal, Ergenekon davasına bakan yargıcın, ''Üzerime kurumsal baskılar yöneltiliyor'' diyerek, görevden çekildiğini anımsattı. Bu kurumsal baskıyı kimin ve niçin yaptığını soran Baykal, ''Ergenekon davasının zafiyetlerinin, artık mahkeme hakimlerince bizzat ve müştereken tescil edilmesi değil mi?'' dedi. Baykal, Mehmet Haberal'ı, Mustafa Yurtkuran'ı, Fatih Hilmioğlu'nu niye tuttuklarını sorduklarında, ''Bir başka mahkemeye itiraz ediyorlar, mahkeme tutukluluğun devamı diye karar alıyor. Buna ne dersin?'' dediklerini kaydeden Baykal, ''Onlara, sen, bu hakimin aldığı karara ne dersin diyorum'' diye konuştu. Deniz Baykal, belgenin, tertip belgesi olarak ortaya çıkması halinde, Türkiye'de sorgulanması gereken çok daha temel noktaların çıkacağını, hukukun anlamı, işleyişinin çok ciddi şekilde değerlendirilmesi gerekeceğini belirtti. ''DİNİ İMANI PARA OLANLAR VAR'' Suriye sınırındaki mayınlı arazilerin temizliğini öngören yasanın iptali için Anayasa Mahkemesine bu hafta başvuru yapacaklarını bildiren Baykal, başvuruda, olayı, ''anamuhafelet'' olarak düşünmemeleri gerektiğini kararlaştırdıklarını söyledi. Bunun, bütün Türkiye'nin sahiplenmesi gereken müracaat olduğunu dile getiren Baykal, ''MHP, DSP, bağımsız milletvekillerinin bizim başvurumuza katılmalarının uygun ve doğru olacağını, Türkiye'nin geniş dayanışma içinde, bu muhalefeti ortaya koymamız bakımından yararlı olacağını düşündük. Bu anlayışla müracaatımızı yapacağız. Bizim bu konudaki muhalefetimiz popülist muhalefeti değildir'' diye konuştu. Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, ''Azınlıklara haksızlık yapmışızdır, yine aynı anlayışla mı davranacağız. Yasa çıkarsa, İzak gelecek, işleyecek, yanında Ahmet, Mehmet çalışacak...'' diyerek, yasayı savunduğunu söyledi. Deniz Baykal, sözlerini şöyle tamamladı: ''Geçmişte vukuatı var; Kuşadası Limanının işletilmesinde Ofer ailesiyle nasıl özel ilişki içinde bu işi kotardığını biliyoruz. Tüpraş'ın yüzde 15,84 hissesinin Ofer ailesine verilmesi için, kimseye haber vermeden eski Maliye Bakanı aracılığıyla, sadece bu aileyle özel dirsek teması kurularak, ona bu intikal ettirilmişti. Danıştay iptal etmeden önce başvuran iki firma da İsrail ile ilişkiliydi. Başbakan, 'Paranın dini imanı olmaz' diyor. Doğrudur da dini imanı para olanlar vardır. Zaten ne oluyorsa dini imanı para olanlardan dolayı oluyor. Her türlü yanlışın içinde onlar çıkıyor.''
|
|
Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.
|
|
|