Sınav Salonu Kamu Kurumları Ders Notları Haberler Anketler Kitap - Yayınevi Forumlar İlanlar Dosya İndir Araçlar İletişim Tarihçe

Kullanıcı

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol

İcra Hukuku, hukukun varoluş amacı olan “hukuki himaye” kavramını yoğun olarak uygulamaya geçiren bir daldır. İcra hukukunun temel amacı, borçlular karşısında alacaklıların haklarını korumaktır. Bu gayeye uygun olarak işleyen icra prosedüründe, maddi hukuk taleplerinin devlet kuvveti ile gerçekleştirilmesinde, diğer hak sahiplerinin menfaati ihlal edilebilir.

İşte bu sakıncayı önlemek amacıyla menfaatleri tehlikede olan hak sahiplerine, haklarını korumaları için olanaklar sağlayan müesseseler düzenlenmiştir.

İstihkak davaları da bu koruyucu müesseselerden biridir. Sadece İcra ve İflas Kanunumuzda değil Medeni Kanunumuzda da düzenlenen bu dava türü, uygulamada Eşya Hukukunda “adi istihkak davası”, Miras Hukukunda “miras nedeniyle istihkak davası” ve İcra Hukukunda da “haciz ve iflas nedeniyle istihkak davası” olarak isimlendirilerek karışıklığı önleme amacı güdülmüştür.

Bu çalışmamızda, istihkak davaları İcra Hukuku yönünden ele alınacak, hacizden doğan istihkak davalarının üzerinde  ayrıntılı olarak durulacaktır.

Çalışmamızın başında istihkak ve istihkak iddiası kavramları açıklığa kavuşturulduktan sonra istihkak davası prosedürü çeşitli alt başlıklar ve ihtimaller dahilinde incelenecektir.

Ve nihayet çalışmamız genel bir değerlendirmeyle sona erdirilecektir.

 

MAHCUZ MALA İSTİHKAK DAVASI PROSEDÜRÜ

 

I-                     İSTİHKAK KAVRAMI

 

Sözlük anlamında istihkak; hal istemek, hak ediş, bir şey üzerinde hak iddiasında bulunma demektir[i]. Başka bir deyişle bir şeyin birisi için sabit bir hak olmasının meydana çıkmasıdır.

İstihkak davası ise, taşınır veya taşınmaz bir mal üzerinde mülkiyet veya diğer bir ayni hak iddiasında bulunmayı konu alan dava olarak tanımlanmıştır.

İstihkak davalarının gayesi, mülkiyet hakkını tespit olmayıp bu hakkın muhtevasına uygun fiili bir durum yaratmak yani şeyin malike iadesini temin etmektir[ii].Böylece hem üçüncü kişilerin hakkı korunacak,  hem de kötüniyetli borçlu ve üçüncü kişilerin alacaklının hakkını almasına engel olunacaktır.

 

II-                   DAVANIN AÇILMASI İÇİN GEREKLİ OLAN ŞARTLAR

 

1)                   Usulüne Uygun Bir Haciz İşlemi

 

İstihkak davasının açılması için gerekli olan en önemli şart, borçluya ait olduğu düşünülen bir malın haczedilmesidir. Bu haczin kesin haciz, ihtiyati haciz veya geçici bir haciz olması fark doğurmaz.

İİK 85/I’de de belirtildiği üzere, haciz ancak “borçlunun kendi yedinde veya üçüncü şahısta olan menkul mallarıyla gayrimenkulleri,alacak ve hakları” üzerine konabilir. Üçüncü şahısların bunlar üzerinde iddia ettikleri haklar nazara alınmaksızın haciz icra olunur. Burada önemli olan haczin sadece borçlunun malları üzerine konabilmesidir çünkü haciz yoluyla takipte borçlu, bütün malvarlığıyla sorumludur. Malın haciz sırasında borçlunun veya üçüncü şahsın elinde bulunması dahi önemsizdir.

Yine de, İİK 85/II’ye göre “borçlu tarafından başkasına ait olduğunu beyan edilen veya üçüncü şahıs tarafından ihtiyaten haczedilmiş yahut istihkak iddia edilmiş malların haczi en sonraya bırakılır.” Alacaklının üçüncü şahsa aidiyeti aşikar bir malın haczini istemesi hakkın suiistimali olacağından böyle bir talep  nazara alınmamalıdır.

Davanın açılabilmesi için sadece haciz işleminin gerçekleştirilmiş olması değil, bu işlemin aynı zamanda usulüne uygun olması gerekir.

 

2)                   İstihkak İddiası

 

Haczedilen mal üzerinde ayni bir hakkı bulunduğunu ileri süren üçüncü şahsın bu iddiası bir dava ikamesine muadil değildir. Bu iddia ile istihkak davası açılmış olmaz. Üçüncü şahıs, mahcuz mal üzerinde ayni bir hakkı bulunduğunu beyan etmekle, sadece bir istihkak iddiasında bulunmuştur. İstihkak iddiasının bir davaya müncer olabilmesi için, icra dairesince ve taraflarca ifası gereken ihzari bir takım muamelelere ihtiyaç vardır.

İcra ve iflas kanunu, istihkak iddiasının dava safhasına intikalini mal borçlunun elinde iken haczedildiği takdirde, malın üçüncü şahsın zilyetliğinde iken haczedilmesi halinde olduğundan daha fazla geciktirmiştir. Zira eğer mal borçlunun zilyetliğinde ise, istihkak iddiasına itiraz icra dairesine yapılacak beyanla olduğu ve bu beyan işi hemen dava safhasına götürmeye yetmediği halde, mal borçlunun değil de üçüncü şahsın elinde haczedilirse itiraz istihkak iddiasında bulunana doğrudan doğruya dava açmak suretiyle olur.Bu hususa çalışmanın ilerleyen bölümlerinde temas edilecektir.

 

3)                   İstihkak İddiasına Konu Olan Haklar

 

Kanun mahcuz mal üzerinde üçüncü şahsın hangi hakları iddia edebileceği hususuna 96. ve 99. maddelerde değinmiştir. İlk bakışta tahdidi bir sayım olarak kabul edilebilecek olan haklar gerek İsviçre gerekse Türk tatbikatı tarafından genişletilmiştir. Nitekim İsviçre doktrin ve tatbikatında mahcuz mala istihkak davasının bütün ayni hak iddialarına genişletilmesi fikri revaçtadır. Bu görüşe dayanarak kanunun sayımının tahdidi olmadığı söylenebilir. Ancak üçüncü şahısların münhasıran şahsi haklara dayanarak mahcuz mallar hakkındaki iddiaları da nazara alınmaz.

Fakat Türk tatbikatı, başkasının arsası üzerine inşa edilmiş olan bina hakkında aslında levazım sahibinin hakkı ayni olmayıp şahsi bir hak olduğu halde malzeme sahibine mahcuz mala istihkak davası açma imkanı vermiştir. Yine tatbikat, kiraladığı yerdeki mahsulün haczi üzerine, mahsulü yetiştiren kiracının- mülkiyet hakkını haiz olmadığı halde- istihkak davası açmasına imkan vermiştir.

 

a.                    Mülkiyet Hakkı

 

MK. 618. maddeye göre, bir şeye malik olan kimse o şeyle yasa çerçevesinde dilediği gibi tasarruf etmek hakkını taşır. Haksız olarak o şeye el koyan herkese karşı istihkak davası açabilir ve her çeşit müdahalenin önlenmesini isteyebilir.Buna göre, istihkak iddiasında bulunmanın en doğal şekli, o mal üzerinde mülkiyet hakkı ileri sürülmesidir. İleri sürülen mülkiyet hakkı müstakil, müşterek ve iştirak halinde bulunabilir.

MK. 619’a göre bir şeyin tamamlayıcı parçaları asıl şeyden ayrı olarak haczedilemeyeceklerinden ayrı bir istihkak davasına konu edilemezler. Yani malikin dışındaki kişiler tamamlayıcı parçalarda bağımsız olarak malik sayılamaz ve bu kişiler istihkak iddiasında bulunamazlar. Tabii semereler (MK. 620) ve teferruatta ise aksi bir uygulama söz konusudur. MK. 621’e göre teferruat üzerinde, asıl şeyden ayrı olarak mülkiyet hakkı ileri sürülebildiğine göre teferruat için istihkak iddiasında bulunulabilir. 

 

b.                   Rehin Hakkı

 

Alacaklar için öngörülen teminat genellikle şahsi ve ayni olmak üzere ikiye ayrılır. Şahsi teminata tipik örnek “kefalet” ve ayni teminata da “rehin”dir.

Rehin konusunu nesneler oluşturur. Ancak Medeni Kanunumuzda, alacaklar ve diğer haklar üzerinde de rehin hakkının oluşturulabileceği öngörülmüştür.

Rehin hakkı konusuna göre taşınmaz ve taşınır rehni diye ikiye ayrılabilir.

Rehin hakkının da istihkak davasına konu olabileceği İİK. 96 ve 97’de açıkça düzenlenmiştir.

Taşınır malın alacaklıya teslimi ile taşınır rehni kurulduğuna göre, borçlunun elinde bulunan bir mal üzerinde kural olarak rehin hakkı kurulamaz. Çünkü hükmen teslim taşınır rehninde kabul edilmemiştir. Ancak teslimsiz rehinlerde, örneğin ticari işletme rehni ile hayvan rehninde üçüncü kişi rehin hakkını ileri sürerek istihkak iddiasında bulunabilir. MK. 864-867’de düzenlenmiş bulunan hapis hakkı da İİK 23 gereğince bir taşınır rehni türü olduğundan, hapis hakkı sahibi alacaklının bu hakkına dayanarak istihkak iddiasında bulunması mümkündür.Zira hapis hakkı sahibinin hakkı, alacaklının hakkından önce gelir.

 

 

c.  Rehin Hakkı Dışındaki Sınırlı Ayni Haklar

 

İrtifak hakkı, intifa, sükna hakkı ve taşınmaz mükellefiyetine dayanılarak da haczedilen mala istihkak iddia edilebileceği hukukçular arasında ittifakla kabul edilmiş bulunulmaktadır. Kanunun sınırlı ayni haklardan sadece rehin hakkını zikretmiş olması bir misal hükmündedir.

İstihkak iddiası sınırlı ayni haklara dayanıyorsa, malın haczi bu ayni haklar ihlal edilmemek kaydı ile yapılır. Yani bu mallar üzerlerindeki yükümlülükle birlikte haczedilir.

 

Kişisel Haklar

 

Üçüncü kişiler, kural olarak kişisel haklarını ileri sürerek mahcuz mallar üzerinde istihkak iddiasında bulunamazlar. Ancak, hacizden önce oluşan bazı kişisel haklar üzerinde istihkak iddiası ileri sürülebilir:

 

1.  Tercih edilmesi gereken kişisel haklar” denilebilecek olan ve niteliği gereği hacizden önce gelmesi gereken kişisel haklar, istihkak davasına dayanak teşkil edebilir. Örneğin: hasılat kiracısının yetiştirdiği ürün üzerinde arazi sahibinin alacaklısına karşı hacizden önceki kira sözleşmesinden doğan kişisel hakka dayanarak istihkak iddiasında bulunması, malik olmayan kimsenin başkasına kiraya verdiği şeyi kiracıdan geri isteme hakkı....vs.

 

2.  Kuvvetlendirilmiş kişisel haklar”, tapuya şerh verilmek suretiyle ayni hak etkisi kazanabilen kişisel haklardır. Şerh ile bu kişisel haklar ayni hak niteliği kazanamaz. Ancak şerh edilmeyen diğer kişisel haklara göre daha kuvvetli bir nitelik gösterebilir.

Bunlara örnek olarak; şufa (MK. 658), vefa ve iştira hakları (MK. 660) gösterilebilir.

Doktrinde bu hakların istihkak iddiasına konu olup olmayacağı tartışmalıdır:

Jaeger ve Uyar, bu hakların istihkak iddiasına konu olabileceği kanaatindeyken Yargıtay ise 1940 tarihli içtihadı birleştirme kararında tapuya şerh verilmiş şufa hakkı sahibinin istihkak iddiasında bulunma hakkını sınırlamıştır.

 

3.  Hacizden doğan istihkak iddia ve davaları bakımından “mülkiyeti muhafaza kaydıyla yapılan satışlar” dahi (MK. 688) önem arz etmektedir.

Geçerli bir mülkiyeti muhafaza sözleşmesi ile satılmış olan taşınır malların henüz alıcının satış bedelinin tamamını ödeyerek malik durumuna gelmediği dönemde haczedilmesi halinde üç varsayımla karşılaşılır:

 

·    Malın satıcı tarafından haczi

 

Satıcı malik, taksidin ödenmemesindeki temerrüdden dolayı akitten rücu ederek malı geriye alabilir ya da ödenmeyen taksitler için cebri icraya girişebilir. Bu durumda takipte, kendisine ait malın haczini bizzat istemesi halinde o şey üzerindeki mülkiyetten vazgeçmiş sayılır.

 

·    Malın, satıcının alacaklıları tarafından haczi

 

Alıcı mütemerrit değilse, satıcının alacaklıları garanti altında bulunan taksit alacaklarını haczedebilirler.Malı haczetmeleri durumunda alıcı, istihkak iddiasını ileri sürebilir.

Alıcı mütemerrit ise, alacaklılar bizzat malı haczedebilirler. Bu halde borçlu temerrüt nedeniyle fesih hakkını kullanmazsa haciz koyduran alacaklı İİK. 94 uyarınca bu yetkinin kendisine tanınmasını icra dairesinden isteyebilir.

 

·    Malın, alıcının alacaklıları tarafından haczi

 

Alıcı malın taksitlerini ödemede mütemerrit ise, satıcı mukaveleden rücu ile şeyin istihkakına gidebilir.

Alıcı malın taksitlerini ödemede mütemerrit değilse, alıcının alacaklıları mülkiyeti muhafaza kaydıyla satılan malı haczedebilirler. Ancak satıcıya, alıcı aleyhine icra takibine girişen üçüncü şahıslar karşısında bakiye kalan alacağı miktarınca  rüçhan hakkı tanınarak artan kısım için haczin devam ettirilmesi icap eder.

 

4.  Üçüncü kişi, borçluya ait taşınmazı “satış vaadi sözleşmesi” ile satın almış ve bu sözleşmeyi de tapuda işletmişse, bu şerhten sonra o taşınmaz üzerine konulacak -ipotek, haciz gibi- sınırlamalar kendisini etkilemeyeceğinden, sahip olduğu ve tapuya şerh ettiği hakka dayanarak istihkak iddiasında bulunabilir.

 

d. İstihkak İddiasının Diğer Konuları

 

         i.      Alacaklar Üzerinde İstihkak İddiası

 

Borçlu, takip alacaklısına borçlu olduğu gibi üçüncü kişilerden de alacaklı olabilir. İşte bu alacak üzerinde başka bir üçüncü kişi, bu alacağın takip borçlusuna değil de kendisine ait olduğunu istihkak iddiası biçiminde ileri sürebilir.

Alacağın kıymetli evraka bağlı olması da istihkak davasını kimlerin açacağı yönünden önem arz etmektedir. Bilindiği üzere kıymetli evrakta hak, yani alacak senette mündemiçtir. Kıymetli evrak kimin elindeyse, hak sahibi odur. Bunun aksini ileri süren kimse, istihkak davasını açmakla yükümlüdür.

 

        ii.      Adi Ortaklıkta İstihkak İddiası

 

1.  Ortağın kişisel alacaklılarının ortağı takibi

 

BK. 534’e göre; adi ortaklıklarda, adi ortaklardan birinin kişisel borcundan dolayı, ortaklık malvarlığına –teknik olarak- haciz konulamaz. Ancak borçlu ortağın tasfiye payına haciz konulabilir. Eğer ortaklık malları haczedilmişse, diğer ortak(lar) istihkak iddiasında bulunarak bu haczi kaldırtabilir.

 

2.  Ortağın kişisel alacaklılarının adi ortaklığı takibi

 

Adi ortaklığın tüzel kişiliği olmadığı için ortağın kişisel alacaklısı adi ortaklık aleyhine icra takibinde bulunamaz. Hatta, söz konusu olan borç, ortakların borcu olmadığı için, alacaklı her bir ortağa ayrı ayrı icra takibi de yapamaz. 

 

III.İSTİHKAK DAVASI PROSEDÜRÜ

 

Mahcuz mala istihkak davasında mahcuz mal, borçlunun elinde ise İİK. 97 uyarınca üçüncü şahıs davayı alacaklıya karşı açacaktır. Fakat mal üçüncü şahsın elinde ise, bu halde davayı alacaklının İİK. 99 uyarınca üçüncü şahsa karşı açması gerekir. Buradan da anlaşıldığı gibi, davada taraf rolleri, malın borçlu veya üçüncü şahsın elinde bulunmasına göre değişiklik arz etmektedir.

Prosedürü bu anlamda farklı başlıklarda incelemeden önce kanunda belirtilen “elde bulundurma” kavramı ile anlatılmak istenen şeye kısaca değinelim:

 

Hacizli malı elde bulundurma, hukuki bir kavram olan zilyetliğin karşıtı olarak kullanılmamıştır. Kastedilen hususun, zilyetliğin maddi ve harici öğesi olan “şey üzerinde egemenlik, fiili tasarruf kudreti” olduğu doktrinde oybirliğiyle kabul edilmiştir.

Taşınırlar için geçerli olan bu kural taşınmazlar için söz konusu değildir. Taşınmaz, tapu sicilinde kimin adına kayıtlı gözüküyorsa onun malı sayılır ve ancak onun borcundan dolayı haczedilebilir. Yani sicil zilyetliğine kim sahip ise onun malı elinde bulundurduğu kabul edilir.

Kıymetli evraka bağlı haklara, bunları fiilen elinde bulunduran kimse zilyet sayılır.

Diğer alacaklarda ise, elinde bulundurma koşulunu, “hak üzerinde fiilen tasarruf edebilmek olanağına sahip olan kimse” gerçekleştirir.

Malı muhtelif şahıslar ellerinde bulunduruyorlarsa; örneğin, borçlu ile istihkak iddiasında bulunan üçüncü kişi haczedilen menkul malı birlikte ellerinde bulunduruyorlarsa, hacizli mal İİK. 97 a’ya göre borçlunun elinde sayılır.

Bunlar dışında, kiralanan yerde bulunan malları, kiracının elinde bulundurduğu kabul edilir. Ancak kiracı kiralanmış olan yerde bilfiil oturmuyorsa, o yerde bulunan şeylerde artık zilyed sayılmaz; zilyed, bu malları fiilen kullanan kimsedir.

 

a.        Malın Borçlunun Elinde Bulunması Hali

b.       İstihkak iddiasında bulunulması

 

İstihkak iddiası haczedilen mal üzerinde üçüncü kişinin mülkiyet veya rehin hakkı iddia etmesi veya borçlu tarafından, haczedilen malın üçüncü kişinin mülkü veya rehni olduğunu ileri sürmesidir.

Sözlü veya yazılı olabilen İstihkak iddiası iki şekilde ileri sürülebilir:

 

i.         Haciz sırasında

 

Borçlunun elinde bulunan mal haczedilirken, borçlu bu malı başkasının mülkü veya rehni olarak gösterdiği veya borçlunun elinde iken haczedilen mal üzerinde bir üçüncü kişi tarafından mülkiyet veya rehin hakkı iddia edildiği takdirde, haczi yapan memur bu istihkak iddiasını haciz t