
Günümüzde işletmeler hayatta kalabilmek, pazar paylarını korumak ya da
arttırmak için büyük bir rekabet içinde bulunmaktadır. Bu yarışta bir üstünlük
yakalayan işletmeler aslan payını almakta, diğerleri ise pastadan kalan
dilimleri paylaşmakta ya da yarıştan çekilip yok olmaktadır. Kimi işletmeler
sermaye ya da finansal destek olanakları, kimileri pazarlama stratejileri,
kimileri ürün teknolojileri, kimileri üretim sürecinde kullandıkları teknoloji
vb. ile övünürler.
Elbette ki yukarıdaki listenin devamı olabilecek pek çok etken işletmenin
başarısına katkıda bulunabilir. Ancak bu etkenleri büyük bir bölümü işletme içi
ve dışı bazı kısıtlardan etkilenebilir ya da kısa sürede bir avantaj olma
özelliğini yani ayrı bir üstünlük olma özelliğini kaybedebilir. Örneğin yeni bir
teknoloji ile üretime geçen bir işletme başlangıçta bir rekabet üstünlüğü elde
etse bile bu işletmenin kullandığı teknolojiyi rakip işletmeler de kullanmaya
başlayabilir ve artık bir farklılıkları yoktur. Aynı şekilde,ucuz kredi olanağı
sağlayan bir işletmenin rakibi de benzer koşullarda finansal destek bulabilir.
Ancak bütün bunların üzerinde zekası ve bilgisi ile kaynakları yönlendiren,
teknolojiye hükmeden ve yapay girdileri anlamlı çıktılara dönüştüren bir başka
unsur yer almaktadır. Bu unsur kimi zaman sorunlar altında ezilen ve sorunun bir
parçası olan, kimi zaman da sorunları bir fırsata dönüştürebilen ve işletmeye
özgü kültür profilini oluşturan “insan” unsurudur.
İnsanlar gördükleri işten ve iş çevresinden memnun oldukları sürece daha verimli
çalışırlar, işte ekonomik tatminin (ücret ve ikramiyelerin) gerekli bir koşul
olduğunu düşünebilirsek de yeterli bir koşul olduğunu iddia edemeyiz. Bu yüzden
insanı çalışmaya sevkeden (güdüleyen) yollar araştırılmalıdır .
Bir kurum veya kuruluşta çalışanların memnuniyeti yalnızca o iş yerine değil,
dolaylı
olarak aile ve toplumsal ilişkilere de yansıyacak sonuçlar doğurmaktadır.
Böylece toplumun beklentileriyle uyumlu olarak refah ve mutluluğu sağlayan,
sağlık, güvenlik, eğitim ve çevreye karşı sorumlu bir kuruluş olmayı gözeten
anlayışla ve çalışanlara önem veren bir yaklaşımla hizmet ve üretim, günümüzün
temel anlayışı olmaktadır.
Toplam Kalite Yönetimi’nde hem süreç hem de insani unsurların temel misyonu
değişimi yönetebilmek ve kaliteye ulaşmaktır.
Çalışanların faaliyetleri büyük oranda katıldığı ve motivasyonun yüksek olduğu
işgücü oluşturmak Toplam Kalite Yönetimi sisteminin en önemli özelliğidir.
Yönetimin temel sorumluluğu bu sistemi geliştirmektir ancak bunu başarmak için
gayretini ve vaktini büyük ölçüde insan öğesine tahsis etmek zorundadır .
Başarı, Toplam Kalite Yönetimi için müşterinin beklentilerine en iyi şekilde
cevap verebilmektir. Ama burada unutulmaması gereken bir nokta vardır ki; o da
“Dış müşteri mutluluğunun iç müşteriden geçtiğidir”. İç müşteri işletme içinde
çalışanlar olarak tanımlanmaktadır. Bunun nedeni, örgüt içinde çalışan herkesin
bir başka çalışan için bir ürün yada hizmet üretmesidir. Çalışanlar
birbirlerinin müşterisi olduğu düşüncesini benimserse dış müşteriye ulaşmak,
ürün ve hizmetin kalitesini yükseltmek çok kolay olacaktır .
Sözünü ettiğimiz iç müşteri öğesinin sistemi geliştirmek için yani yeni ürünler,
pazarlar, prosesler ve yöntemler geliştirmek için neye ihtiyacı vardır? Bu
sorunun cevabı çok basittir: YÜKSEK MOTİVASYON!!!
Gerçekten de başarılı ve yüksek rekabet gücüne sahip şirketler incelendiğinde
temel öğenin yaratıcılık ve bunu sağlayan özelliğin de “MOTİVASYON” olduğu
açıkça gözler önüne serilmektedir.
MOTİVASYON; insan davranışlarını istenilen doğrultuya yönlendiren, belirli bir
amaç için harekete geçiren güçler olarak tanımlanmaktadır. Motivasyonla;
•Çalışanların kurumda veya takımda kalmaları,
•Yaratıcı gizli güçlerini kullanmaları,
•İş başarılarını artırmaları sağlanmalıdır.
Çalışanların iş başarısını belirleyen iki temel etken yetenek ve motivasyon
olup:
İŞ BAŞARISI = YETENEK X MOTİVASYON şeklinde gösterilebilir.
Başarı, çalışan memnuniyetinin ispatıdır. Çalışan memnuniyeti, dolayısıyla
başarı, aşağıda olguların yerine getirilmesiyle sağlanır.
•İyileştirilmiş çalışma ortamı
•Etkin İletişim
•Çalışanların kararlara katılımı
•Yeterli ve adil ücret sistemi
•Yönetime güven duyulması
•Amir ve Yönetimin demokratik tutumu
•Yükseltme - Takdir
•İşin ilginçleştirilmesi
•Çalışanların kişisel gelişimlerinin sağlanması
•Sosyal ihtiyaçlarının doyurulması v.b.
Bunlar sayesinde işletmeler, çalışanların kuruluşun temel değerlerini,
vizyonunu, misyonunu ve mükemmellik yaklaşımlarını bilmelerini sağlayacaklardır.
Bütün bunların sağlanması “motivasyon” yaratacaktır.
Ancak motivasyon konusu ele alındığında hemen her tartışma “para” ve “maddi
tatmin” üzerinde odaklanmaktadır. Konuya yüzeysel olarak bakanlar en etkili
motivasyon aracının “para” yani “maddi ödüllendirme” olduğu görüşünü savunurlar.
Oysa konu bilimsel açıdan ve derinlemesine ele alındığında; örgütteki
sistemlerin adil olması, çalışanların düşüncelerine saygı, işyeri koşullarının
iyileştirilmesi, sosyal ve kültürel aktiviteler, açık iletişim ve duyarlı bir
üst yönetim gibi maddi olmayan faktörlerin, iç müşterinin tatmininde paraya
bağlı motive edici faktörlerden daha etkili olduğu görülmektedir